Medyağ

Nuriye Gülmen ve arkadaşlarının siyasi görüşünü beğenmiyor olabilirsiniz. Açlık grevlerini onaylamıyor, gereksiz buluyor da olabilirsiniz. Ancak işi-ekmeği elinden alınarak çaresiz duruma düşürülen, açlık grevindeyken haksız yere hapse tıkılan bir emekçiyle “tok evin aç kedisi” diye alay edemezsiniz! Ölüm sınırına gelmiş, vücudu erimiş bir insana “içerde kilo almış” diyemezsiniz! Annesini ucundan pislik damlayan kalemlerinizle yazdığınız nefret dolu sefil yazılarınıza konu edemezsiniz! Bir şartla; Engin Ardıç ve benzeri değilseniz!

Yandaş Sabah Gazetesi’nin bu “gazeteci” kılığındaki tipini konu etmek istemiyoruz aslında. Ancak şunu söylemek istiyoruz ki 100 kere dünyaya gelsek, bir seferinde bile Engin Ardıç ve onun gibilerden olmaktansa 1000 kere açlıktan ölmeyi tercih ederiz!

Söz konusu “yazıyı” aşağıda paylaşıyoruz: Bir “insanlık dramı” olarak Engin Ardıç ve yandaşların geldiği son nokta!

“Açlık grevi yapan bir hanım vardı:
Nuriye Gülmen.
Hani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmuştu da, CHP gibi reddedilmişti…
Demek ki tutuklu bulunması insan haklarına aykırı değildi, AİHM’den iyi mi bileceğiz?
Bu hanım şimdi salıverildi.
Hem suçlu bulundu hem salıverildi.
Örgüt üyeliğinden suçlu bulundu, tahliye edildi.
Benim kafamı kurcalayan bu değil. Çünkü burası Türkiye.
Nuriye Hanım 273 gündür açlık grevindeydi.
(Eve gittiğine göre herhalde karnını doyurmuştur.) Annesi Cemile Hanım da “biraz etlenip butlanınca onu döveceğini” söylemiş…
Ana-kız arasına girilmez. Biz başka bir yere girelim:
Nuriye Hanım, ünlü IRA yöneticisi Bobby Sands‘in kitabını okumuş.
“Nothing But an Unfinished Song”, Yarım Kalmış bir Şarkı… Aç açına okumak zor, belki de daha önce okumuştur.
(Fakat o arada bol bol kare bulmaca ve “sudoku” çözmüş.) Bobby Sands tam 66 gün boyunca hapisanede açlık grevi yapmış ve açlıktan ölmüştü.
Nuriye Gülmen tam 273 gün açlık grevi yapmıştır ve hayattadır. Allah anasına bağışlasın.
Kefere mi dayanıksız, bacımızın mı bünyesi sağlam?
Nasıl oluyor da Sands’i iki ayda “götüren” grev Gülmen’e dokuz ay işlemiyor?
Gülmen hapisanede tartılmış, 34 kilo, dışarı çıkmış 36 kilo. Hapisaneye girmeden önce kaç kilo geldiğini öğrenemedik.
Hükümete vurmak için Gülmen konusunu abarttıkça abartan muhalif basının bunu da bildirmesi gerekirdi.
Biz “asılacak basın”, onlar da “asmayıp da beslenecek basın” ya, işte onlar…

***

Ne diyeceğinizi biliyorum: Cahil herif, açlık grevi başka şeydir, ölüm orucu başka şey!
İkincisinde sıvıyla ve hafif gıdalarla beslenebiliyorsun.
Kılıçdaroğlu‘nun Ankara-İstanbul yürüyüşünde protein alması gibi…
Biri “ölümüne” oluyor, ikincisi “tahliyesine”…
Böylece “dünya açlık grevi tarihine” de yepyeni boyutlar kattık. Bobby Sands bizim gibi kıvrak olmadığı için buncağızı düşünememiş, pisi pisine ölüp gitmişti.
Desenize, biz bu memlekette sabah başladığı açlık grevini akşam “bir buçukporsiyon İskender kebapla” bozan sanatçı da gördük. Hayranlarından gelen talepleri kıramamıştı.
“Birkaç ay sürebilir” demişti, onu destekleyen memur gazetesi!”

Hapishanede kilo aldığı iddia edilen Nuriye Gülmen!

 

 


Alışveriş, anneye benzer bir kızla evlenmek ve hayatın gerçekleri…

Amerikan gazetesi New York Times bir “İsviçreli bilimadamları” haberi yaparak insan doğasını değiştirdi ve kapitalizmi seksin üzerine çıkardı! Hürriyet gazetesi hiçbir ciddi bulgu ve kanıta dayanmayan haberi “bilimadamları” parantezine alarak yayınladı!

Haber aynen şöyle:

“Alışverişin beyin üzerindeki psikolojik etkilerini inceleyen bilim insanları, bu aktivitenin seksten daha fazla zevk verebildiğini tespit etti. New York Times’ın haberine göre Gamma beyin dalgalarını inceleyen bilim insanları, araştırmaya katılan kişileri ‘ilhamlı’ ve yalnızca ortama göre ya da modaya uymak için alışveriş yapanlar olarak iki gruba ayırdı.

İncelemelerin sonucunda ‘ilhamlı’ alışveriş yapanların yüzde 84’ünün turunu bitiren Formula 1 yarışçısının edindiği kadar bir hazza ulaştığı ve diğer alışveriş yapanlardan iki kat daha mutlu olduğunu saptadı.

İkinci gruptakilerinse zihinsel ve bedensel olarak alışveriş yaptıkları her 10 dakika için yüzde 30 daha fazla yorgunluk hissettiği gözlendi.”

BÖYLECE NE OLDU?

Hürriyet hiçbir ciddi bilimsel referansı olmayan bu haberi yayınlayarak, “Alışveriş yapın!” mesajı verdi. Algı yönetimi yaptı. Amerikan ahmaklığına ortak oldu.

ABD’nin çeşitli üniversitelerinde böyle “araştırmalar” yapan zevzek “bilim insanları”nın şirketlere yaranarak yüz binlerce dolar karşılığı “eğitim” yapma hedeflerine uluslararası destek sağladı.

Hürriyet‘in bilimden zerre anlamayan ahmak editörlerini uyaralım: Bir daha böyle “bilim insanları” haberleri yayınladığınızda, o “bilim insanları”nın kim olduğunu ve hangi üniversitede ne iş yaptıklarını bir açıklayın önce! Aksi takdirde sadece komik oluyorsunuz!

Dinci medyanın yalakalıkta sınır tanımayan “yazarlarından” Mehtap Yılmaz coştu! MTV zamlarına isyan eden vatandaşı topa tutan yazısıyla alakaya çam demleme konusunda rekora koşan Mehtap Hanım bu sefer güldürürken ağlattı!

Şehit çocuklarıyla, tankın önüne yatanlarla, yabancı istihbarat örgütlerinin gizli planlarıyla MTV artışına gelen itirazları karşılaştıran Mehtap Hanım’ın incilerini hiçbir bölümünü kaçırmamanız gerektiğini düşünerek kelimesine dokunmadan sunuyor; kendilerine hayatta başarılar diliyoruz!

“Yüzde kırklık bir MTV zammı gelmiş ya…

Ahmet’i ağlıyor, Mehmet’i ağlıyor, Akif’i ağlıyor, Fehmi’si ağlıyor…

Midem bulandı…

Tüylerim diken diken oldu Vallahi!

İnsanda azıcık utanma olur!

Yahu bu ülkeyi müdafaa etmek için anadan geçenler oldu…

Babadan geçenler oldu…

Oğuldan geçenler oldu…

Yardan geçenler oldu…

Malından geçenler oldu…

Canından geçenler oldu…

Hangisi sizin kadar ağladı?

Yetim şehit çocuklar var bu ülkede… Evladını mezara koyan şehit babalar… Dul kalan gelinler…

Hangisi sizin kadar ağladı?

Darbeci uçakların görüş alanını kapatmak için o seneki mahsulünü, ekmeğini ateşe verenler oldu. Tankın önüne yatanlar… Baba-oğul birlikte can verenler… Kafası kopup, çatıya uçanlar… Kolu, bacağı kopanlar…

Hangisi sizin kadar ağladı?

Şimdi “Ühhhüüüüü!” diye böyle bir milletin karşısına çıkıp da “Bir Sabah kalkıyorsun cüzdanın boşalmış!” diye bir yazı yazmaya utanmaz mı, sıkılmaz mı insan?

Düşünsenize başına gelebilecek en korkunç şey, cüzdanının boş olması… “Aman Tanrııım korkunç! Bir sabah kalkıyorsun, cüzdanın boşalmış! Ay acayip tedirgin oldum.” 

“Yaaaa bu vergiyi nedennn veriyoruz kiii” diye dizlerine vura vura ağlıyorlar. “Hadi MTV tamam ama ya arkasından ÖTV-KDV de gelirse?” diye korku senaryoları üretiyorlar.

Yabancı istihbarat servisleri IM6, CIA, MOSSAD, BND vb. ülkemize çökmek için bildiğin kombo yapmış… MİT krizinde, 17-25 Aralık’ta, Gezi kalkışmasında, Kobani eylemlerinde, dolar operasyonunda, Çukur eylemlerinde, 15 Temmuz’da memleketi Suriye’ye çevirmek için ittifak eden bu gizli servisler bin bir karanlık plan yapmış… Ha tüm bunlar bu kimselere batmamış da MTV batmış, öyle mi?

Vay utanmazlar! Vay ahlaksızlar!”

 

Hıncal Uluç bu. Sabah Gazetesi’nin teras katındaki kral dairesinde yaşar, ‘gazetecilik’ faaliyetleri kapsamında zaman zaman kendi gazetesine çatar, meslektaşlarına atar yapar, hatta çalışanları kendi gazetesini okumamakla bile suçlar.

Hıncal Bey bugün de gazetesinin magazin eki Günaydın’ı  ‘meslek etiğine’, evet evet, yanlış duymadınız, meslek etiğine uygun davranmamakla suçlamış.

İktidarın borazanı, havuz medyasının büyük ağabeyi Sabah’ın yazarı Uluç hazretleri, Oscar ödüllerinde temsil edilmek üzere seçilen Ayla filmine kara çalındığını belirterek kaleme aldığı ‘Skandal’ başlıklı yazısında gazetecilik temel kuralları ve meslek etiği içinde tek taraflı haber yapılmasına veryansın etmiş. Uluç, tek bir kişinin sözlerine dayanılarak sistemli bir şekilde haber yapıldığını –yapmaya devam edildiğini- belirtmiş. ‘Monşer’ Hıncal bey etik kuralların ihlal edilmesine öyle bir içerlemiş ki, film hakkında yazılanları saldırı olarak nitelemiş, bak sen!

Hani insan gülmeden duramıyor, sormadan edemiyor: Acaba Sabah Gazetesi Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk gibi bir çok kumpas davasında bırak tek taraflı haberi, yalan haber yapmamış mıydı? Rıza Sarraf haberlerini görmezden gelip ABD savcısı Bharara’yı fotoşop marifetiyle FETÖ’cü ilan etmemiş miydi? Kabataş görüntüsü diye montajlı fotoğrafları yayınlayıp eski yayın yönetmeni Ergun Babahan’ın bile “oğlum siz manyak mısınız?” diye tepki göstermesine neden olmamış mıydı? Yine eski yazı işleri müdürü kumpas davalarında nasıl da ‘kullanışlı aptal’ olarak görev yaptığını itiraf etmemiş miydi? O zaman neredeydi ‘monşer’ beyin ‘gazetecilik temel kuralları’, ‘etik hassasiyetleri?’

Valla biz bu yüzsüzlük, bu omurgasızlık karşısında söyleyecek söz bulamıyoruz. Hıncal Bey’i ‘etik kalbinden’ öpüyor, selamlarımızı yolluyoruz! Koca bir “hadi len oradan!” diyerek tabii.

Efendim biliyorsunuz, FETÖ’cü Nazlı Ilıcak’a AKP yalakası eski program arkadaşı Nagehan Alçı sahip çıkmıştı geçenlerde.

Nagehan Hanım Bank Asya’dan aldığı krediyle edindiği villayı, çok değerli entelektüel eşi Rasim Ozan Bey ile birlikte yaptığı FETÖ yalamalığını ülkeye unutturmaya çalışarak Nazlı Hanım’ın artık çok pişman olduğunu, Fethullah Gülen’den şimdi nefret ettiğini ve 73 yaşında olması hasebiyle tahliye olmasını umut ettiğini belirtmişti.

Nazlı Hanım ise dünkü duruşmada Nagehan’a yüz vermemiş, “Ben mi aldım Bank Asya kredisiyle villa” diye sorup atar yaparak mahkeme önünde Alçı’ya “hadi len oradan” göndermesinde bulunmuştu.

Fakat Nazlı Hanım’ın başta oğlu Mehmet Ali Ilıcak olmak üzere tüm AKP yalakalarıyla başı dertte. Zira Mali Ilıcak Bey ‘annesine sitem günlüğünde’ son olarak  “Nagehan’a bu yapılır mı?” diyerek yine Nazlı Hanım’a karşı çıktı.

Mali Ilıcak daha önce annesinin FETÖ’cü olması nedeniyle Tayyip Bey’in kendisini cezalandırma-ma-sını takdir etmiş, Tayyip’e olan bağlılığını Nazlı Hanım üzerinden bildirmişti. Kendisinin 15 Temmuz darbe girişiminde ne yaptığı bilinmezken annesinin ‘tankların önüne geçmemesini’ de kınamıştı.

Hayır bunların hepsi; alayı, iğrenç de, Nazlı Hanım’ın durumu daha bir içinden çıkılmaz vaziyette. Evlat olsa sevilmez bu Mehmet Ali Ilıcak be, Allah sabır versin kendisine!

Habertürk yazarı Nagehan Alçı’nın FETÖ sanığı Nazlı Ilıcak’a sahip çıkarak tahliyesini istemesi, Yeni Akit’in hedefi olmasına neden oldu.

Yandaş Akit, yandaş Alçı’nın Nazlı Ilıcak’ın pişman olduğunu yazmasını “Skandal açıklama” başlığıyla duyurdu.

Bakalım bütün muhalif gazetecileri hükümete şikayet edip hedef gösteren tetikçi Nagehan Hanım bu yoruma ne diyecek?

Dahası, pek sanmıyoruz ama hedef gösterilmek ne menem bir şeymiş, anlayabilecek mi?! ‘Hayata bak’ diyor, gelişmeleri merakla bekliyoruz!

Yıllar yılı 12 Eylül 80 döneminde nasıl da hapislerde ‘süründüğünü’ ballandıra ballandıra anlatıp durmuştu millete!

Ancak gazeteci Cüneyt Arcayürek, birlikte katıldıkları 32. Programında Nazlı Ilıcak’ın o dönemki kodes günlerinin gündüzlerini cezaevinde, gecelerini ise yalısında geçirdiği gerçeğini açıklamış ve kendisiyle maytap geçerek kamuoyunu aydınlatmıştı.

Şimdi ise Nazlı Hanım 1 yıldır FETÖ’cülükten içerde. Bu kez tam zamanlı olarak. Fakat merak edilecek bir şey yok; eski dost gene düşman olmadı; Nazlı Ilıcak’ın imdadına yine Nagehan Alçı yetişti.

Odatv’de yer alan habere göre Nagehan Alçı, daha önce “sen yalancı bir maşasın” dediği, ekranlarda saç saça baş başa kavga ettiği Ilıcak’ın tahliyesini istedi.

‘Zeka küpü’,  ‘ünlü Türk bilgini’, ‘entelektüelliğin sembolü’ eşi Rasim Ozan Kütahyalı ile birlikte ‘Hocaefendi’ye methiyeler düzen, fakat sonra her ne hikmetse tüm yaptıklarını unutan Nagehan Hanım, “Evet o hep sonuna kadar bu örgütü savundu, Fethullah Gülen’in karanlık yüzünü göremedi. Fakat şimdi çok pişman” dedi.

Nazlı Hanım’ın artık Gülen’den nefret ettiğini ve 73 yaşında olduğunu hatırlatan Alçı, bu yaştaki birçok sanığın yaş haddinden tahliye edilip tutuksuz yargılandığını, salı günkü duruşmada Ilıcak’ın da tahliye edileceğini umduğunu söyledi.

Tabii insan Nagehan Hanım gibi tiplerin nasıl bir anda sütten çıkmış AK kaşık olabildiğine, Nazlı Hanım gibi onca yıl savunduğu dostlarını satıp sürekli saf değiştirerek bugüne kadar gelebildiğine inanamıyor.

Hele hele mesela aynı yaşlardaki kanser hastası Türkan Saylan’ın Ergenekon kumpasıyla  gözaltına alınmasını adeta göbek atarak karşılayan ‘muhteşem ikilinin’ şimdi böyle yalvarır hale düşmesini midesi hiç kaldırmıyor. Ama yapacak bir şey yok; yüzsüzlük yandaşlığın fıtratında var.

Şimdi merak konusu olan ise; kahveci dükkanında kendisine “Bank Asya’dan aldığınız krediyle oturduğunuz yalıda vicdanınız nasıl rahat ediyor” sorusunu yönelten piyanist Nazlı Işılak’ı  gözaltına aldırmayı başaran ‘ünlü entelektüel’ Alçı’nın gücünün gerçek FETÖ’cü Nazlı Ilıcak’ı kurtarmaya yetip yetmeyeceği! Bakalım neler göreceğiz?!

 


‘Amatör Hafiye’nin büyük gafı cinayet tanığının hayatını tehlikeye attı!

Bütün büyük kanallar gündüz kuşağına ikişer üçer hafiyelik programları koyduktan sonra reyting savaşının suyu çıktı. TV8’de Serap Paköz’ün sunduğu Gerçeğin Peşinde adlı program bu kez de bir tanığın hayatını tehlikeye attı!

Son olarak, Bülent Ersoy’u canlı yayına bilirkişi gibi bağlayan Serap Paköz’ün programında, bu sefer de yüzünü ve ismini gizleme vaadiyle ekrana çıkarılan kadının kimliği daha ilk saniyede deşifre edildi!

‘Zehir Hafiye’ Serap’ın acemi yamağı, kadının ismini ‘Ayşe’ olarak telaffuz edeceğini söyledikten sonra cinayet tanığına dönerek, “Evet Seda Hanım…” dedi ve kimliğini açığa vurdu. Artık çığrından çıkan bu hafiyelik programlarının ne hale geldiğini en iyi anlatan görüntü kuşkusuz buydu.

İşin ehil ellerde olmaması, insan hayatlarının reyting uğruna suyunun çıkarılması çok yakında yeni cinayetlerin önünü açarsa hiç şaşırmayın!

İzdivaç programlarının yasaklanmasıyla gündüz kuşağında “Müge Anlı tarzı cinayet ve kayıp programlarının” patlama yaptığını yazmıştık. Bu patlamanın nasıl bir sonuç doğuracağı da ilgilerinize mazhar olmuştu. Ve galiba yanılmadık; çeşitli vesilelerle ölen insanların durumu reyting malzemesi haline dönüştü bile.

Zira Acun Ilıcalı’nın TV 8 kanalında bugün 13 yaşında bir çocuğun ölümüyle ilgili soru işaretleri “dünya güzellerimizden” Bülent Ersoy tarafından da yorumlandı.

Söz konusu şüpheli ölüm, Esenyurt’taki evinde boğazında sargı beziyle ölü bulunan 13 yaşındaki Hakan Ekinci ile ilgili.

Konu çok hassas; olay, program sunucusu Serap Paköz ve ekibi tarafından çözülmeye çalışılıyor. Buraya kadar her şey normal gibi; zira Serap hanım “tüm hanımlığını” muhafaza etmeye çalışarak konunun üzerine gitmeye devam ediyor. Fakat intihar mı,  üzeri örtülmeye çalışılan bir kaza mı, yoksa cinayet mi türlü çeşitli iddialar ortaya atılıyor.

Aynı apartmanda oturan aile üyelerinden, çocuğun arkadaşlarına kadar pek çok kişi şüpheli durumda. Bunlardan biri de küçük Ekinci ile arkadaş olduğu bilinen, ağabeyinin arkadaşı bir genç.

İddiaya göre bu gencin bilgisayarına kaydettiği ve sonrasında formatladığı cinsel içerikli videolar bulunuyormuş. Bu videolardan yola çıkılarak şüpheler bu genç üzerine de yoğunlaşıyor. Bu da elbette anlaşılabilir, kesinlikle araştırılmalıdır. Fakat olaya Bülent Ersoy hanımefendinin dahil olması, üstelik programa bağlanarak konuya “bu gencin cinsel tercihlerine bakılmalı” yorumu yapması, medya maymunlarının reyting için neler yapabileceğini gözler önüne seriyor. Belki de Bülent Hanım kendi tabiriyle “cinsel tercihlerin” nasıl sonuçlara yol açabileceğini biliyordur, biz bilemeyiz tabii.

Dedik ya; “ipini koparan cinayet uzmanı oldu” diye. Şimdi de merak ediyoruz; bakalım reyting uğruna daha neler yapacaklar? Allah selamet versin efendim!


Show TV’de yayınlanan Dünya Güzellerim adlı programın belli bölümlerinin İstanbul’da çekildiği ve programda kurmacalar yapıldığı delilleriyle ortaya kondu. Ekşisözlük’te bir kullanıcı sahtekarlığı deşifre etti. Bülent Ersoy, Banu Alkan, Safiye Soyman, Burcu Esmersoy ve zaman zaman da Faik Öztürk’ün “rol” yaptığı programda, izleyici resmen aptal yerine konuyor.

Baştan aşağı sahtekarlık dolu olan programı Bloom Medya adlı bir şirket yapıyor. Yönetmen ise Mustafa Kotan adında çapsız biri…

Ekşisözlük’te bir kullanıcı, programdaki kurmacalardan birkaçını ayrıntılarıyla ortaya koydu. Vinyl adlı kullanıcının yazdıkları aynen şöyle:

Türk televizyonunun yeni rezilliği. İzleyiciyi kurgu maceralarla kandırarak salak yerine koyduklarını biliyorduk, program içeriğinin büyük kısmı otel odalarında ve üstüne kumaş atılmış yemek masalarında geçiyor, bütün bu iç çekimler İstanbul’da yapıldı. Hatta iki ay önce döndükleri halde hâlâ İstanbul’da çekim yapıyorlar.

Son bölümün önemli bölümü Safiye’nin sahte zehirlenmesine ayrıldı. Daha sonra “Aman da sevgilim zehirlenmiş” diye Faik 15 saatlik yoldan bunun yanına gelmez mi? Safiye bu arada tırnaklarını kesip boyamış, saçını değiştirmiş ama hâlâ baygın numaraları yapıyor, “ms hastası oğlumla konuşamadım” diye sömürü konuşması yapıyor. Fotoda göreceğiniz gibi yattığı yatak Zincirlikuyu’daki Avantgarde Levent Hotel’in ‘residential suiti’nde. Safiye telefonda İngilizce/Tarzanca lobiyi arıyor ama anlaşamıyor, bu da Zincirlikuyu’daki otelde.

Daha sonra otelin restoranına iniyorlar, güya Vietnam’da oteldeler, mutfağa gizlice girip menemen yapıyorlar. Mutfakta buzlamaya çalıştıkları ‘The Buffet’ restoranın ismi. Bu zincirin dört şubesi var, hepsi de Türkiye’de.

Programın yapımcısına not: Böyle sahtekarlıklar yapacaksanız ilk önce prizlere dikkat edin. Çok gezenler bilir, bizim prizlerimiz bazı Batı Avrupa ülkelerinde kullanılıyor, dünyadaki otellerde oda için mutlaka kendi standartlarında priz olur, kesinlikle, asla başka tür priz kullanılmaz, sadece banyo gibi yerlerde çoklu standart destekleyen priz olur. Türkiye’de kullandığımız Alman standardındaki topraklı prizi Uzak Doğu’da göremezsiniz. Buradan açık verdiniz. Mutfakta buzlama çabasına girip yine de sondaki “fet”, baştaki “b” tepedeki “the” kısmı görünen dev logo da Foursquare’e “the buffet” yazıp kullandığınız mekanın ortaya çıkmasına sebep oldu. Üstelik o bölümdeki kıyafetleri giymiş olan Safiye ve Faik geçen hafta çekim öncesi gittikleri yemekte magazin programlarına poz verdiler.

İşte sahtekarlığı belgeleyen fotoğraflar: