Şehitlik ölümü süsleme sanatı(mı)dır…


‘Şehadet şerbeti’ diye bir içecek var, zenginler, egemenler, düzen koyucular pek tercih etmese de, gariban sofralarının vazgeçilmezi her zaman bu ülkede.

Nasıl bir şerbetse, o şerbetle ülkeyi dünyanın en büyük şehitliği haline getirdiler.

O çocukların sıvasız boyasız, pencerelerinin kırık camları naylonla kaplı, evlerine taziyeye son model arabalarla gidip, camı penceresi olmayan evin çatısından bayrak asmakla, bütün acıları örtüyor sanıyorlar.

Şehit(lik)ler olmazsa, bunca rezilliğin, kirliliğin, yolsuzluğun, adaletsizliğin, zulmün, kanın üzeri nasıl örtülürdü ki?

Henüz 15 yaşındaki çocuk ‘operasyon’da öldürülünce tabut siyaseti adına şov yapanların…
Aynı yaşlardaki bir çocuğa cinsel istismarda bulunan ülkücü bir soytarı için gıkları çıkmaz.

Hesap vermekten kaçmanın en iyi yolu şehitlik argümanı. Şerbet niyetine içiyorsun.  Her türlü kepazeliği kapatıyor, ülkeyi yönetenlerin tüm beceriksizliğini örtüyor.

Bizler dışarıdan ne kadar üzülürsek üzülelim, hiçbirimiz o ateşin yakıcılığını, o ateşle yananlar kadar bilemeyiz.

Savaş yoksulları şehit, birilerini makam, mevki, servet sahibi yapıyor.

Yazının başlığına gelecek olursak, evet şehitlik kavramı ölümü süsleme sanatıdır.  Ölenin mezarı afili, cenaze merasimi görkemli olur. Toprağın altı aynı, ölü de diğer ölüler gibi ölmüştür. Yokluktadır.

‘MAZLUM’U GETİRİN BANA…

Kemal Sunal ve Dinçer Çekmez’in meşhur sinema filmi Şark Bülbülündeki unutulmaz repliği hatırlarsınız.

Zalim mafya babası krize girdiğinde “Mazlumu getirin bana!” diye haykırarak zulmedeceği adamı ister. Onu dövdükçe rahatlar.

Ancak, filmi hatırlayanlar bilir; olaya hasbelkader dâhil olan Şaban karakteri, klasik bir ‘mazlum’ değildir.

Hoş bir mizah ortaya koyarak tokada tokatla karşılık verir, kısasa kısasla.

Öyle, bile bile dayağı yedikten sonra bir kenara çuval gibi yığılan eski Mazlum gibi değildir.

Zalimin zulmüne karşılık verir.

İşte zalimi kendine getirmeye başlayan da Şaban’ın bu tavrıdır.

Şaban’ın bu tepkisi, aslında kendilerine her dayatılana karşı çıkmayarak seyredenlere ders olacak niteliktedir.

*

Bu coğrafyanın bu ezik siyasi yapısı, içindeki alt gruplara, insanlara, bireylere kadar sirayet etmiştir.

Öyle bir arabesk kültür yerleşmiştir ki, neredeyse insanlar Mazlum olmaktan zevk alır hale gelmiştir.

Köle olmak onur olmuş, eziklik psikolojisi büyüğünden küçüğüne, okumuşundan cahiline, tepeden tırnağa kan damarlarına, hücrelerine, atomlarına işlemiştir.

Bunun neticesi olarak saltanat tarihiyle övünme, ataların değerlerine itaat, alelade olayları abartma, simgelerle avunma ve efsanelerle büyüklüğünü kanıtlama gibi pek de akıl kârı olmayan, emzik misali kendi kendini avutan işlere yönelmiş ve bunlarla oyalanmıştır insanlar.

Hala Mısırlı Esma’ya ağlayarak, “müreffeh, güçlü günler gelecek” diyen adamlara kanmaya devam edip, avunursa bu halk. 

“Mazlumu getirin bana” diyen de çok olur, dayak yemekle övünen de.

Mazlumlar ölü(yo)r.

Belki İlginizi Çeker

0 yorum